Ana içeriğe atla

Kayıtlar

FREUD DOSYASI NO1:ALTIN SİGİ

 Freud 6 çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak günümüzde Çekya sınırları içerisinde yer alan Freiberg'de dünyaya geldi.     Bir sonraki yazımda bahsedeceğim Sigmund'un psikanalizi keşfinin nasıl ortaya çıktığını daha iyi anlayabilmemiz adına biraz da Sigmund'un içine doğduğu aileden ve bu ailedeki bireylerle olan ilişkisinden bahsetmek istiyorum.   Freud henüz doğmadan önce bile bu aile çokça kayıp görmüştü. Özellikle Freud'un babası Jacob.İlk karısını ve ikinci karısını kaybetmişti.Freud böyle bir ailenin ilk oğlu olarak dünyaya geldi.Freud doğduktan kısa bir süre sonra,henüz on bir aylıkken,annesi yeniden doğum yaptı ve yeni doğan bebeğe annesinin kısa süre önce kaybettiği erkek kardeşinin adı olan Julius ismi verildi.Freud yeni doğan bu bebeğin gelişini neredeyse her çocuğun yaptığı gibi bir hoşnutsuzlukla karşıladı.Ama ne yazık ki Julius'un kaderi de ismini aldığı dayısına çekmiş olacak ki Julius bağırsak iltihabı yüzünden çok kısa bir hayat sürdü.Julius'un ...

SYLVIA PLATH

 Hi everybody!This week I want to mention about Sylvia Plath's life  and her books.    Sylvia Plath came into the word in 1932 at Massachusetts.Her father was a famous Biology professor at Boston University.Her mother was a student of her father in college. When Sylvia eight years old she lost her father because of high diabetes.    Sylvia was a very talent student and under favour of that she study at nice schools. But  despite all these talents and success she struggle with mental problems.Fund of all these problems her mothers indifference and her fathers behaviours are reported that.    When she study at Cambridge University she met her husband Ted Hughes.Ted Hughes was a poet just like her.They had two babies together. But in time because of Sylvia's mental problems and some other problems they grow away from each other.And Ted cheat Sylvia.   Sylvia live at her friends house for a while.But in time she decided to came home. Her fri...

DİPSİZ KUYULAR VE KAHRAMANLAR

 Merhaba herkese.Bu hafta sizlere bahsetmek istediğim konu çok ayrıydı aslında ama birdenbire kendimi bu yazıyı yazarken buldum.Ötesine de ne yazık ki vaktim ve takatim yetmedi,yetişmedi.   Elf'in güzelim yazısından sonra sizler için çok hızlı bir geçiş olabilir.Zaten benim için de çok hızlı bir geçiş oldu.     Hani büyük yazarın biri diyor ya "Aşağılık insanoğlu her şeye alışır." diye,ben de size diyorum ki aşağılık insanoğlu alışmış gibi yapmaya da alışır.Kendini kandırma konusunda hepimiz uzmanız sanki.Sorunları halının altına süpürmek çoğumuz için en kolayı.Ve tüm o sakladıklarımız,süpürdüklerimiz öyle birden,öyle beklemediğimiz zamanlarda çıkıveriyor ki karşımıza...Hani derler ya hayatım alt üst oldu diye.Böyle olunca hayatımızın altı neresi,üstü neresi onu bile anlayamıyoruz bazen.    Gariptir ki insan içinde bulunduğu hüzünlü ruh halinden kurtulduğunda bir daha hiç üzülmeyecekmiş gibi,yeniden kendini hüznün orta yerinde bulduğunda da sanki daha ...

BİZİM OBLOMOVLUĞUMUZ

      "Ne yazık ki bu hayat çiçeği açılıp döküldü ve meyve vermedi. Oblomov'un ruhu yavaş yavaş soğudu."   Kimdir bu Ombolomov? Necidir? Nerede yaşar, ne iş yapar? Bilir misiniz? Belki de bir kitapçının rafında denk gelmişsinizdir onun adına.   Oblomov, İvan Gançarov'un 1859'da yayınlanan aynı isimli romanındaki ana karakterin ismi. Oblomov küçüklüğünden itibaren tembelliğe alıştırılmış bir karakter. En ufak işlerini bile başkalarına yaptırmaya alışmış olan Oblomov'un bu hayattan neredeyse hiçbir beklentisi yoktur. Yiyecek yemeği ve yatacak yatağı olsun gerisinin hiçbir önemi yoktur onun gözünde. Hiçbir işte aceleci davranmaz, hiçbir iş için heyecan duymaz. Mükemmel bir uyuşukluk ve uyuklama hali ile günlerini geçirir. Tabii ki Oblomov'un böyle bir karaktere sahip olmasında ailesinin etkisi çok büyüktür. Çünkü Oblomovlar maddi durumu iyi olan bir ailedir. Ve kendi toprakları olan Oblomovka'da kendileri hiç çalışmaksızın yalnızca paralı işçileri çalıştı...

BASTILLE VE FRANSIZ DEVRİMİ

  Herkese merhaba.Bu hafta sizlere biraz iç karartıcı sayabileceğimiz bir konudan bahsedeceğim.Konumuz hapishaneler.Aslında özellikle bir tanesinden bahsedeceğiz ama önce genel olarak hapishanelerin tarihine bir bakalım istiyorum.    Bir kaynağa göre modern anlamda ilk hapishanenin Amsterdam'da 1595 yılında kurulduğu söyleniyor.Başka bir kaynaktaki bilgler ise ilk modern hapishanenin İngiltere'de 1555 yılında kurulduğu yönünde.Baktığımız zaman ilk dönemde hapishanelerin kullanım amacının insanları toplumdan izole ederek  devlet tarafından eğitip yeniden topluma kazandırmak olduğunu görüyoruz.Bunun yanı sıra ilk dönemde suçlular burada yargılanmayı,ceza kamplarına gönderilmeyi veya idam kararını bekliyorlar.Yani hapishane aslında o zaman  "ceza" evinden çok cezaya giderken beklenilen bir durak yeri.Fakat  daha sonrasında suçluyu izlole etmek ve özgürlüğünü kısıtlamak cezanın kendisine ve hapishaneler de cezaevlerine dönüşüyor.Bugünkü anlamda ilk cezaevi ise ...

Sade'e Kısa Bir Bakış

    Evet geçen hafta söz verdiğim gibi bu hafta sizlere üzerinde okuduğum, araştırdığım bir konu hakkında yazacağım. Dersime çalışıp geldim yani bu hafta.  Evet, bu hafta uzun süredir ilgimi çeken ve hakkında daha fazla şey öğrenmek istediğim Fransız yazar Marquis de Sade'den bahsedeceğim. Sade isminin sizlere tanıdık gelmesi çok doğal çünkü "sadizm" kavramı Marquis de Sade'in isminden geliyor.  Konuyla ilgili benim öğrendiklerimi aktarmadan önce belirtmek isterim ki biraz sonra okuyacaklarınız benim, araştırmalarımdan yola çıkarak yazarın hayatı ve karakteri hakkında yaptığım çıkarımlar. Okurken bunu aklınızda bulundurmanızı rica ediyorum.   Başlamadan belirtmek istediğim bir diğer nokta ise şu: ben farklı kaynaklardan bunu desteklemekle birlikte araştırmama ana kaynak olarak Simone de Beauvoir'nın "Sade'i Yakmalı mı?" eserini seçtim. Yazı boyunca bu kaynağı referans olarak kullanacağım. Daha fazlasını öğrenmek isteyenler için de bu kitabı tavsiye ...

En Güçlü İsteğimiz

 Herkese keyifli hafta sonları diliyorum. Aslında bu haftaki yazımda ortak bilinçaltına değinmekti niyetim. Ta ki Elf'in paylaşımını okuyana kadar...Yazısı bana ilham verdi ve aklım çok başka yerlere gitti. Bakalım nerelere gitmiş.   Bu hafta biraz insandan bahsetmek istiyorum. Yani bizden. Sizden benden ondan...Bir insanın hayatı boyunca pek çok isteği olur. Gitmek istediği bir üniversite, hayalindeki meslek, iyi bir eş, iyi bir ev, belki iyi bir araba ve daha niceleri. Hayatımızın her döneminde birbirinden bağımsız birçok isteğimiz olur. Bunların bazıların bizim isteklerimizdir bazılarıysa başkalarının bizim için istediği ve bizim de kabul ettiğimiz isteklerdir. Ama bence her insanın içinde diğer isteklerinden çok daha güçlü ve hatta çoğu zaman bahsettiğimiz bu diğer isteklere zemin oluşturan başka bir istek vardır. Anlatma ve anlaşılma isteğidir bu. Günlük hayatınızda bile yaptığınız önemsiz hareketlere bakarsanız çoğunun altında birilerinin dikkatini çekme, birilerine için...